arşiv

yazar arşivi

Adatepe

Pazar, 20 Haz 2010

Gözlerini Istanbul’da kapat,  Toskana’da aç. Ben Adatepe köy meydanında böyle hissettim. Neyseki köyün tamamı SİT alanı olarak belirlenmiş. Evlerin hepsi eski, taş kesme olunca inanılmaz  bir estetik bütünlük sağlanıyor. Bir anda kendini Ortaçağ’dan kalmış bir Avrupa köyünde hissediyorsun. Köy meydanına bakan Adatepe Pansiyonları, kendine artık çok kullanılmaktan eskimiş ‘butik otel’ tanımını yakıştırmamış. Bence gayet iyi de yapmış, sayesinde çocukluğumuzdaki tatil- pansiyon ilişkisini yeniden yad ettik. Meydan da klasik bir çınaraltı köy kahvesi ve biraz ilerisinde harika gözlemeler yapan bir çay bahçesi köye hem karakter, hem de lezzet katıyorlar.

Zeus Altarı yolundan Adatepe

Adatepe hemen yakınındaki Yeşilyurt köyüne göre daha az tanınıyor. Bence görsellik açısından daha güzel olmakla beraber biraz daha tenha,  biraz daha enerjisiz.  En önemli nedeni gerçek köylülerin sayısının çok azalmış olması. Yaklaşık 400 hanenin artık sadece 16’sı köylü, geri kalanı büyük şehirden devşirme ve devamlı köyde yaşamıyor. Bizim pansiyondan aşağı, yukarı 20 dakikalık çok güzel bir yürüyüşle Zeus altarına ulaşılıyor. Zeus’un Truva savaşını seyrettiği yer olarak atfedilen mekan inanılmaz bir manzaraya sahip. Eğer bir yerden oturup seyrettiyse, buradan başka bir yeri seçmiş olamaz. İnsanın kendini rüzgara bırakıp, uçarak körfezi dolaşası geliyor. Köyün içi de ayrı bir alem. Her sokak başka  bir sürprizle, her köşebaşı ayrı bir evin, farklı güzelliği ile dolu. Bir huzur, dinginlik hissi taşlardan insana geçiyor, içine işliyor.

Ege. Adı güzel, kendi güzel Ege. Kuzeyi ayrı alem, güneyi bir başka. Kokusu, rüzgarı, denizi ve balığı ile çok ayrı kalmamak lazım. Bakalım bir daha ki geliş ne zamana kısmet olacak… Ben de yazıyı gezi dergisi tadında bitireyim:

Kalmak için: Adatepe Pansiyonları- Adatepe köyü

Yemek için: Küçükkuyu- Behramkale arasında sahile sıfır Balıkçı İrfan. Taze balık ve bira ikilisi çok iyi oluyor…

Yürüyüş: Adatepe köyünden Zeus Altarı. Yolda kafayı kaldırıp bakın, sincapları  göreceksiniz.  

Ziyaret için: Yeşilyurt köyüne uğramadan olmaz.  Çetmi Han’ın yeni lokantasının yemekleri de, manzarası da güzel.

Ağız tadı için: Çanakkale çarşı içinde orijinal Babalık’tan peynir helvası. Çayla süper gider, haberiniz olsun.

Evliya 'Serdar' Çelebi , , , , ,

Verbier

Pazar, 28 Şub 2010

Geldik İsviçre serisinin son durağına. Adı güzel, kendi güzel Verbier. Tabii kendi güzel derken tenha iken güzel demek daha doğru. Bizim son günlerimizde İngiliz güruhu kalabalıklaşınca, Verbier‘in nasıl bir Bodrum-Gümbet haline dönüşebileceğini gördük. Biz Internet’den otel ararken, özellikle Trip Advisor‘da ki yorumlarda merkeze çok yakın otellerdeki gürültü problemi öne çıkıyordu.Gördük kü az bile yazmışlar. Cıvcıvlı günlerinde Medran ana liftine çok yakın otellerden uzak durmak lazım.

Bu arada Verbier için araba kiralarken kar lastiklerine özel dikkat gerekiyor. Benim gördüğüm kayak merkezleri arasında çıkış yolları en dik ve virajlı olanlardan bir tanesi. Kar lastiği olmadan, araba kullanmayı kuzey ülkelerinde öğrenmediyseniz işiniz biraz zor. Kasabanın kendisi bayağı dağıtık ve bence bir Chamonix kadar sevimli değil. Ama Bodrum benzetmesi öylesine kullandığım bir ifade değil. Gece hayatı çok seçenekli ve çok renkli. Bir grup arkadaş hem kayak yapalım, hem de her gece dağıtalım diyorsanız, hedefi 12′den vurdunuz derim. Gelelim tavsiyelere. Bir kere kaldığımız oteli lokasyon, kalite ve fiyat dengesi anlamında kesinlikle öneririm; Ermitage. Hem apres ski, hem de yemek sonrası için Farinet otelin barı 1 numara. Akşam yemeğinde bizim için tartışmasız en iyi lezzet, ambiyans karması Fer a Cheval oldu. Nam-ı diğer at nalı. Bize bir şekilde kısmet olmadı, pahalı olmasına rağmen en fazla konuşulan dağ restoranı ise Chez Dany. Biz yukarıda pistte iki bin küsur metredeki Cabane Mont Fort‘da öğle yemeği yedik, manzarası açısından hararetle tavsiye ederim, özellikle güneşli bir günde.

Pistlere gelince, eğer iyi seviye bir kayakçı iseniz Verbier süper. Pist dışı kayak seçenekleri nerdeyse sınırsız. Hele bir rehberle inanılmaz kayak günleri geçirilebilir. Benim gibi orta seviye bir snowboard’cu için de fena sayılmaz.  Ama bazı noktalarda pistler arası geçişler inanılmaz düz ve ciddi zorlayabiliyor. Bir kaç defa Alev ve batonları canımı kurtardı, öyle söyleyeyim.

Bir de tabii unutmadan fiyatlarin ciddi pahalı olduğunu söylemeyelim. Orada tanıştığımız Rus sosyetesinden çok gezen arkadaşlar pahalılıkta ilk üçü St. Moritz, Zermatt ve Verbier olarak sıraladılar. Ben onların yalancısıyım. Ben çoluk, cocuk Verbier’ye gitmem. İlk defa gideceklere görmelerini tavsiye ederim. Ağırlıklı gece hayatı ve eğlence için…

Bu arada size pistlerde bir aheste snowboard’cu da göstermek isterim: Aheste Aheste

Evliya 'Serdar' Çelebi

Chamonix

Pazartesi, 22 Şub 2010

montenversGüzel, sıcak (mecazi anlamda tabii), sevimli. Üstelik Cenevre’ye de sadece 50 dakika uzaklıkta. Pistlerini deneme fırsatım olmadı ama üst düzey kayağın önemli merkezlerinden biriymiş diye duydum. İki tane önemli aktivite var. Biri telekabinle 3842 metredeki Aiguille du Midi tepesine çıkmak. Buradan en güzel Mont Blanc manzaralarından birine mazhar oluyormuşsun. Diğeri de 1910 yıllarında inşa edilmiş bir dağ treni yolu ile  Montenvers istasyonuna yokuş yukarı bir mini seyahat yapmak.  Vakit darlığı ve Alev’in daha önce Aiguille’e çıkmış olması nedeniyle biz ikincisini tercih ettik.

Kısa bir yolculuktan sonra vardığımız istasyonun 20. yüzyıl başlarında yapılmış ve hizmete açılmış olması başlıbaşına etkileyici. Burada 2 önemli görülecek yer var. Biri Mer de Glace (Buz Denizi) dedikleri ve panaromik terastan son derece güzel gözüken bir buzul. Avrupa’nın da ilk çılgınları kesin İngilizler. İki İngiliz, bölge halkının, deli bunlar, bakışları altında bu bölgeye gelmiş ve buzulu keşfetmiş. İsmini de onlar vermiş. Buzulun bazı bölgeleri hakikaten tam dalgalanırken donmuş bir denizi hatırlatıyor. İkinciside bir kaç basamak ile inilen ve bölgeden toplanmış kristallerin, kuartzların, bilimum değerli taşların sergilendiği bir müze. Aslında daha doğrusu müzecik. Tabii aslında burada en keyifli aktivite istasyonun buz denizi manzaralı kafesinde sıcak şarap yudumlamak. Ki biz de bu konuda mekanın hatırını kırmadık.

Chamonix’de kapanış aktivitemiz gayet güzel ve şık kasaba merkezindeki cafe ve restoranlarda vakit geçirmek oldu. Bir İsviçre klasiği olan, memleketimiz tatlarından mıhlamayı andıran fondu olayına girdik tabii. Bir de kış tatillerinin olmazsa, olmazı sıcak çikolata. Giyim konusundaki müzmin kararsızlığımla Alev ve Ahmet Cemal’i delirttikten sonra da dönüş yoluna döküldük. Ver elini Cenevre…

Evliya 'Serdar' Çelebi , , , , ,