arşiv

yazar arşivi

Chamonix

Pazartesi, 22 Şub 2010

montenversGüzel, sıcak (mecazi anlamda tabii), sevimli. Üstelik Cenevre’ye de sadece 50 dakika uzaklıkta. Pistlerini deneme fırsatım olmadı ama üst düzey kayağın önemli merkezlerinden biriymiş diye duydum. İki tane önemli aktivite var. Biri telekabinle 3842 metredeki Aiguille du Midi tepesine çıkmak. Buradan en güzel Mont Blanc manzaralarından birine mazhar oluyormuşsun. Diğeri de 1910 yıllarında inşa edilmiş bir dağ treni yolu ile  Montenvers istasyonuna yokuş yukarı bir mini seyahat yapmak.  Vakit darlığı ve Alev’in daha önce Aiguille’e çıkmış olması nedeniyle biz ikincisini tercih ettik.

Kısa bir yolculuktan sonra vardığımız istasyonun 20. yüzyıl başlarında yapılmış ve hizmete açılmış olması başlıbaşına etkileyici. Burada 2 önemli görülecek yer var. Biri Mer de Glace (Buz Denizi) dedikleri ve panaromik terastan son derece güzel gözüken bir buzul. Avrupa’nın da ilk çılgınları kesin İngilizler. İki İngiliz, bölge halkının, deli bunlar, bakışları altında bu bölgeye gelmiş ve buzulu keşfetmiş. İsmini de onlar vermiş. Buzulun bazı bölgeleri hakikaten tam dalgalanırken donmuş bir denizi hatırlatıyor. İkinciside bir kaç basamak ile inilen ve bölgeden toplanmış kristallerin, kuartzların, bilimum değerli taşların sergilendiği bir müze. Aslında daha doğrusu müzecik. Tabii aslında burada en keyifli aktivite istasyonun buz denizi manzaralı kafesinde sıcak şarap yudumlamak. Ki biz de bu konuda mekanın hatırını kırmadık.

Chamonix’de kapanış aktivitemiz gayet güzel ve şık kasaba merkezindeki cafe ve restoranlarda vakit geçirmek oldu. Bir İsviçre klasiği olan, memleketimiz tatlarından mıhlamayı andıran fondu olayına girdik tabii. Bir de kış tatillerinin olmazsa, olmazı sıcak çikolata. Giyim konusundaki müzmin kararsızlığımla Alev ve Ahmet Cemal’i delirttikten sonra da dönüş yoluna döküldük. Ver elini Cenevre…

Evliya 'Serdar' Çelebi , , , , ,

İsviçre Serisi- Cenevre

Pazartesi, 08 Şub 2010

jet d'eauTK 1777. Uçuş numarasını görünce ne zamandır Cenevre’ye gitmediğimi hatırladım. Görev değişikliği seyahat mekanlarını da değiştirmiş, farkında olamıyoruz. İnanılmaz ama Cenevre’de de bir değişiklik olmuş, havaalanını büyütmüşler. Hiç yakıştıramadım, nedense bu şehir ve değişiklik bana gece ve gündüz gibi geliyor. Ahmet Cemal beyefendinin sağdan direksiyonlu had safhada İngiliz arabası ile önce şehire, sonra da otelimize kapağı atana kadar da şoku atlamadım.

Medeni, temiz, zengin, ister istemez Fransız Cenevre. Leman gölü herhangi bir su birikintisinin bir şehre, hele de bayağı sıkıcı olabilecek bir şehre neler katabileceğinin iyi bir göstergesi. Meşhur (niye meşhursa?) Mont Blanc köprüsünden Leman gölü üzerinden defalarca geçiş. Başımız döndü azizim.

Swiss Otel’de kalmadık ama lokasyonu ve manzarası çok güzel. İlla da en pahalısında kalacağım diyorsanız, President Wilson otelini deneyeceksiniz. Bizim gibi şehrin sözde mutluluk satılan köşesi Paquis’ye yakın, fiyat kalite dengesi iyi bir otel ayarlarsanız da etraftaki fazlasıyla davetkar hanımlardan, onların temsilcilerinden ve bir takım ekstantrik ürün satıcısı tiplerden korkmayacaksınız. Bu adamların “red light district” leri bile çok güvenli…

Cenevre’de yapılacaklar: Martel’de açık çikolata. Kesin tadına bakın. Benim gibi bitter sevenler için bitter, fındıklı. Ya da Alev gibi sütlücüler için karamelli ve krokanlı. Globus alışveriş merkezinin giriş katındaki self servis, canlı, hareketli restoranda alışveriş arasında iyi bir durak olur. Biz Çin köşesini denedik, gayet memnun kaldık. Bir ara geçerken göz ucuyla da olsa “Jet D’Eau” yu kaçırmayacaksınız. Tabii vakit ve para varsa saat mağazalarıda bir gün değil, bir hafta yetmez. En son olarak da benim gibi kayak montu alımını Cenevre’ye bırakmayacaksınız, spor mağazaları zayıf…

Evliya 'Serdar' Çelebi , , , ,

Güzel şirket; HP

Salı, 19 Oca 2010

Blog olayına girip de 12 yılımı geçirdiğim şirketime değinmeden olmaz. HP’den önceki 3 şirkette ortalama 2 yıl kaldığımı düşünürsek, on iki yıl bayağı bir zaman. Ne tuttu beni HP’de bunca yıl? Aslında heyecanı genellikle yeni adımlarda, yenilikte arayan bir adam olarak bu soru kafamın gerisinde hep sabit bir yer işgal etti, ediyor. Tanıyanlar ve şu andaki görevimi bilenler eminim ki basamakları çıkıp, genel müdür olmuşsun, işlerin rast, şansın yaver gitmiş, tabii ki kalacaksın, ne yapacaktın yani diyecektir. Mesele o kadar basit değil arkadaşlar. Bu on iki yıllık yolculuğun her aşaması hep yukarı doğru seyretmedi, arada ciddi inişli, çıkışlı, hatta sarsıntılı fasılalar da oldu. Buna rağmen trenden inmememin başka nedenleri olmalı, değil mi?

Bu soruya ilk yanıtım DNA. Şirket kültürü de diyebiliriz tabii ki… O iki genç adam bir şekilde ruhlarını, karakterlerini yansıtmışlar şirkete ve 1939′dan, 70′lere kadar da bilfiil aşağı katmanlara nüfuz etmesini sağlamışlar. Ve şirkete yansıttıkları bu ruh iyi bir ruh. İnsana gerçekten saygı duyan, insanın biricik katkısını şirketin odağına koyan bu iki adam, şirket kültürünün çekirdeğini de bu anlayışla oluşturmuşlar. Bu anlayış açık iletişimi, açık ofisi, açık kapı politikasını yani işin kısacası açıklığı çekirdeğin etrafındaki ilk halka yapmış. Enerjinin ve fikirlerin serbestçe dolaştığı bir şirketde ne olur, yaratıcılık ve girişimcilik ateşlenir tabii ki. İkinci halka da yaratıcılığı ve girişimciliği teşvik eden bir otonomi, risk alma kültürü olarak şekillenmiş. İlk günlerden itibaren adlarını verdikleri şirket ve ürünleri çocukları gibi sahiplenen Bill ve Dave bunu müşterileri için yaptıklarını, müşteri olmazsa tüm çabanın anlamsızlaşacağını hiç unutmamışlar. Dolayısı ile üçüncü halka hiç vazgeçmedikleri ve asla taviz vermedikleri müşteri velinimetimizdir ilkesi olmuş. İşte bunların karışımı ve sonradan bu çekirdeğe eklenenlerle oluşan şirket kültürü beni ve benim gibi bir çok HP’liyi içeride tutan ana nedendir diyebiliriz.

Peki ikinci neden ne? O da şirketin büyüklüğü ve yapısı gereği değişkenliğe verdiği izin, sağladığı olanaklar diyebiliriz. On ikinci yılımda genel müdürlüğün altıncı işim olduğunu, araya bir Dubai macerası sıkıştırdığımı düşünürsek, şirket sıkılmama pek mahal bırakmadı ki… Dönüp bakıyorum da finansman hizmeti de sattım, kişisel teknoloji de pazarladım, kanal organizasyonu da yönettim, kurumsal ürün ve hizmetler işine de bulaştım. Bireysel müşteri ile de, KOBİ’lerle de, Türkiye’nin en büyük kurumları ile de çalıştım. Bu rotasyon ve değişkenlik de öğrenme eğrimi hep diri, canlı tuttu. Ve nihai olarak öğrenmeye devam edersen sıkılmıyorsun.

Elbette ki her şeyin, her sürecin, her ilişkinin bir yaşam eğrisi var. Benim de HP kariyerim bir gün yerini yeni maceralara bırakacak . Ama o günden sonra bile iki güzel adamın yarattığı bu güzel şirkete saygı duymaya devam edeceğim…

İş-Güç , , ,