arşiv

1, 2008 için arşiv

Yurtdışında Yaşam

Cumartesi, 26 Nis 2008

Yurtdışında kısa sayılmayacak bir süre yaşamanın hep çok heyecan verici bir şey olduğunu düşünmüşümdür. Üniversite sonrası kısa süreli bir Almanya deneyimi üstüne, şimdi de 1 yıla yakın süredir Dubai’deyim. Hatta ailece buradayız. Şu ana kadar yaşadıklarımıza bakınca heyecan verici kısmı doğru ama can sıkıcı, şaşırtıcı, hatta bazen bunaltıcı olabileceğini de eklemek gerekiyor. Neler oluyor hakikaten yurtdışında yaşamaya başlayınca, henüz deneyimi taze birisi olarak aktarmaya çalışayım.

Neler olmuyor ki? Bir defa taşınınca Muhtarlık yerine, Konsolusluğa kayıt oluyorsunuz. 19 Mayıs, 29 Ekim, 23 Nisan gibi tarihler sizin için Türkiye’de olduğundan çok daha önemli hale geliyorlar. Bu tarihlerde Konsolosluk resepsiyonu, gayri resmi organizasyonlar, piknikler, eğlenceler, kutlamalar, kısaca muhakkak bir aktivite içinde oluyorsunuz. Türkiye’de olup, bitenler sizi ülkedeyken olduğunuzdan daha fazla ilgilendirmeye başlıyor. Özellikle genel itibari ile memleket nereye gidiyor konulu tartışma programlarını kaçırmak istemiyorsunuz. Geçen günlerde yaşanan, barış için dünya turunda olan bir İtalyan kadın sanatçının tecavüz edilerek öldürülmesi gibi olaylar sizi inanılmaz üzüyor, suçluluk, utanç ve kızgınlık duyguları arasında gidip, geliyor, birisi size bununla ilgili bir soru sorunca nasıl açıklayacağım diye düşünüyorsunuz. Bulunduğunuz yerde medyada Türkiye ile ilgili ufacık bir haberi bile gözden kaçırmıyor, muhakkak okumak, dışarıdan bize bakış açısını anlamak istiyorsunuz. Yani genel anlamı ile Türkiye ve Türklük konusu sizin için bir şekilde çok daha fazla önem kazanıyor.

Bunun dışında benim gibi bir futbol tutkunu iseniz, ve Fenerbahçe sevdası gibi bir sevda içerisindeyseniz, bu sevdanın gitgide derinleşmesini, tutkunun güçlenmesini yaşıyorsunuz. Stadı, tribünde olmayı özlüyor, maçları yayınlayan paralı kanalı seyredebilmek için bin bir takla atmaya başlıyorsunuz. Maç saati yine formayı üzerinize geçiriyor, çevre genişledikçe formalı arkadaşlarınızın sayısını arttırmaya çalışıyor, artık son raddede Dubai Fenerbahçeliler Derneği niye yok ki diye düşünmeye başlıyorsunuz. Tabii bir diğer özlem konusu da Istanbul ve boğaz oluyor. Boğaz deyince bizim dünya güzeli deniz kanalımızı değil, öncelikle yemeği kastediyorum. Tabii diğerini de, kıyısında bir çay içmeyi, Ortaköy’de olmayı özlüyorsunuz. Ama kendinizi bazen Saray’ın kahvaltılarını, bazen Hünkar’ın puf böreğini, bazen de Barış Büfe’nin tostlarını, dönerlilerini düşlerken buluyorsunuz. Gidince kimi ne zaman göreceğim sıkıntısının yanısıra, neyi, ne zaman yiyeceğim planlaması da aklınızı meşgul ediyor. Istanbul konusu da apayrı tabii. Ankara ile ilgili söyleneni yurtdışına uyarlamak lazım, yurtdışında olmanın en güzel taraflarından biri de Istanbul dönüşleri, ziyaretleri oluyor.

Kısaca yurtdışında yaşam sizi beklediğiniz ve beklemediğiniz şekillerde etkiliyor, değiştiriyor ve aslında geliştiriyor. Asıl heyecan veren taraf da aslında o beklenmeyenlerden oluşuyor…

Kategorilenmemiş

Çokkültürlü mü dediniz?

Cumartesi, 19 Nis 2008

Hani deriz ya, Türkiye değişik kültürlerin ergime noktasıdır diye. Çerkezler, Lazlar, Kürtler, Ermeniler, vs etnik grupları kastederek. İşte ben de böyle bir çok değişik kültürü barındırdığını düşündüğüm ülkemizden, tabir caizse Birleşmiş Milletler’in tam ortasına düştüm. Dubai’yi Dubai yapan şeylerden biri de kozmopolitliği. Herhalde dünyada böyle bir yer daha yoktur diyorum devamlı kendi kendime, yaklaşık 1.8 milyonluk nüfusun sadece %15′i yerli halkdan, geri kalanın tamamı dışarıdan gelenlerden (Expat) oluşuyor. Göçmenlerin milliyetçiliği arttırdığı bir çok ülkedeki yabancı karşıtlarının mantığı ile bakarsak, Dubai işgal altında.

İşte o %85 lik kesimde kimler yok kimler. En büyük gruplar; Hintliler, Filipinliler, Lübnanlı, Suriyeli, Mısırlılar, Pakistanlılar ve İngilizler ya da önceki İngiliz kolonilerinden gelenlerden (Avustralya, Yeni Zelanda, vs) oluşuyor. Türklerin sayısı da, yukarıdaki gruplarla karşılaştıralamasa da hızla artıyor. Eğer rakamlarla konuşmaya devam edersek, kendi çalıştığım şirketden şu istatistiği paylaşabilirim sizlerle; yaklaşık 450 kişilik Dubai ofisimizde 60 civarı milliyetden insan bulunuyor. Bu derece çokkültürlülük herkes için farklı sonuçlar yaratıyor tabii. Kimisi bundan büyük bir zevk alıp, burada kaldığı sürece hangi kültürle ilgili ne öğrensem kardır diyerek, zihnini, kalbini değişikliklere açık tutuyor. Kimisi de -belki de bu keşmekeşin yarattığı kaostan- içine kapanıyor, hatta değişik milliyetler ile ilgili kuvvetli önyargı diye tanımlayabileceğimiz bir ruh haline hapsediyor kendini.

Özellikle bu ikinci gruptan insanlarla konuştuğunuzda hemen milliyetçi genellemeler ile karşı, karşıya buluveriyorsunuz kendinizi. “O ülke insanları mı onlar pistir canım”, veya ” Öbür ülke insanlarımı, onlarda çok yavaş anlıyorlar, kalın kafalılar”, “Ha diğer ülke insanlarımı, onlara asla güven olmaz, adamı kaşla göz arasında aldatırlar” gibi, gibi. Bu tipler çalıştıkları şirketlerde de genelde kendi ülkesinden insanları kendi etrafına toplayıp, sadece onlara güvenerek kendi mafyalarını yaratırken, diğer ülke gruplarını da hemen mafya olarak etiketleyip, onları birbirini kayırmak, başkalarının hakkını yemekle suçluyorlar. Kısaca çokkültürlü ortam bu insanlara yaramıyor, onları “Etiketleyicilere” dönüştürüyor.

Bir de benim gibi arada kalanlar var. Yani hem kendini yeni kültürlere açık tutan ve genellemelerden kaçınmaya çalışan, hem de mesela Restaurantlar’daki yavaş servisi gitgide Uzakdoğu’luların yavaş hareket etmesine bağlayan, veya trafikte delice araba kullanmayı her geçen gün daha fazla Doğululuk ile ilişkilendirenler. Sonra da gece yatmadan kendi, kendine 100 defa “Genelleme Yapma” tekrarı cezası verenler. Kısaca teori başka, pratik başka ama önemli olan zihnini, düşüncelerini doğru eksende tutmak. Fırsatınız varsa bir dünya şehrinde bir süre mesken tutun derim, öğrenme fırsatları bitmiyor…

Kategorilenmemiş , ,

Bilinmeyene Yelken Açmak

Cuma, 11 Nis 2008

Bilinmeyen korkutur mu? Korkutur, ama heyecanlandırır da. Yani damarlarınızda hala kan dolaşıyorsa. Biz ailece böyle bir bilinmeyene doğru yelken açtık yaklaşık 10 ay önce. Benim profesyonel olarak uluslararası bir kariyer yapmalıyım hırsım tuttu, eşim zaten dünden hazırdı (hazırmış), çalıştığım şirketde bana Dubai’de bir fırsat sundu, derken 10 aydır buralardayız. Yani değişim aslında önce profesyonel niyetlerle başladı ama anladım ki hiç bir zaman onla sınırlı kalmıyor, aslında hayatı değiştirmekten bahsediyoruz. Şu herkesin ağzında olan konfor alanı klişesi de doğruymuş meğer. Farkına varmadan hafif yağlanıyor, yerine alışıyor, otomatik pilota alıyormuşsun.

Hem profesyonel anlamda, hem de özel hayat anlamında bayağı bir zorlandık, hala da zorlanıyoruz. Ama ciddi şekilde heyecanlı ve öğretici bir yolculuğun da tam ortasına düştük.Gözünü, kulağını, duyularını açık tutarsan öğrenecek çok şey var. Profesyonel anlamda Türkiye’de işini oturtmuş, başarılı olmuş, çalıştığı insanlara liderliğini kabul ettirmişken, birdenbire “Kim bu adam, nerden çıktı?” tavrı ile karşılaşıveriyorsun. Eskiden %100′ü Türk bir takımla çalışırken, birdenbire %100′ü Türk olmayan bir takımı karşında buluveriyorsun. En hararetli tartışmaları, en zorlu konuşmaları bile ana dilin olmayan bir dilde yapmak zorunda kalman da her şeyin üstüne tuz, biber vazifesi görüyor.

Özel hayat tarafında dudak uçuklatan fiyatlarla ev kiralıyor, bir evi yeniden oluşturmak bütün detayları ile ne kadar da zormuş oluyorsun. Araba almak, elektriği, suyu bağlatmak, Internet işini halletmek, bankada hesap açmak, vs,vs. Yeni bir şehir ve ülke, bazen insana kendini yeni bir gezegende gibi hissettirebiliyor. Tabii Ortadoğu ve hatta daha da doğudan gelen insanların biz Istanbullulara çıldırtıcı gelen yavaşlığı ve umursamazlıklarını da unutmayalım. Haklarını yemeyelim, hepsi değil, bazıları, her zaman değil, zaman, zaman. Ama ne demiş Nietzshce; “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir”. Güçleniyorsun, derin kalınlaşıyor. Kabuğunu kırmak ve buna ilişkin cesaret içten, içe besliyor seni, geliştiriyor. Kısaca zorlanmıyor değiliz ama çok memnunuz bilinmeyene yelken açtığımız için…

Kategorilenmemiş