arşiv

0, 2009 için arşiv

Walls Ailesi

Pazartesi, 23 Mar 2009

dsc_0049Duabi’deki Ortadoğu bölgesi görevini birakmamın en kötü yanlarından biri uçak seyahatlerimin ciddi azalması oldu. Seyahati hep sevdim ama tek üzülme nedenim bu değil. Uçak benim en keyifli kitap okuduğum ve buna istediğim kadar zaman bulabildiğim (hele Dubai’den en yakın Avrupa 6 saat mesafede) tek mekan. Her uçuştan önce tercihen gidip, gelirken bitirebileceğim bir kitabı almayı tatlı bir alışkanlık edinmiştim. Neyse uzatmayalım, 4 günlük Uludağ kaçamağı bana yeni bir fırsat yarattı ve yeni bir kitap bitirdim. Okuyanlar bilir, Jeannette Walls’dan Glass Castle (Camdan Şato?). Kitap ilk sayfalarından itibaren insanı sarıp, sarmalayan cinsten çıktı. Hikaye küçük Jeannette’in ve ailesinin bir nevi biyografisi. New York’un meşhur 5.caddesinde taksi içerisinde bekleyen bir genç kadının çöp karıştıran evsizlere gözünün takılması, derken annesini tanıması ve işin ilginci buna düşüp bayılmaması ile başlıyor. Elbette utanıyor, sıkılıyor ama annesinin evsiz olduğunu biliyor. Her zaman yaptığı gibi annesinin bir arkadaşına mesaj bırakıyor. Annesi mesajı alıyor, buluşuyorlar, falan derken Jeannette’in çocukluğuna dönüyoruz. Kopuk, uçuk bir aile. Hayalperest, kitap kurdu, alkolik ve sıradışı bir baba. Hem melek, hem de şeytan cinsinden. Ressam olma tutkusu ile yaşayan, kocasına olan düşkünlükten kendini kurtaramayan ve korkunç bencil bir anne. Dünya onun etrafında dönüyor ve çocuklara olan sorumlulukları onu boğuyor. Lori isimli bir abla, Brian ve Maureen isimli kardeşler. Ordan oraya savrulan ve Tanrının unuttuğu bir köşede soluklanan bir yaşam.

Kitapla ilgili bir değerlendirmede okurken hem gülecek, hem ağlayacak, hem de korkunç kızacaksınız diyor. Ben tam olarak bunları yaşadım. Bazen okuduklarıma, yaptıklarıma inanamadım, bazen Walls ailesini kıskandım, bazen de halime tekrar tekrar şükrettim. Herhalde bana en önemli etkisi çocuk yetiştirme tarzımızı düşünmek oldu. Anne ve baba Walls’lar kadar rahat ve vurdumduymaz olmamız olanaksız ama acaba bizler kadar da titiz, kendince planlı ve çocuklara kısıtlı bir özgürlük alanı bırakmak mı lazım diye tarttım, değerlendirdim. Onların doğada oluşlarını, çölde yıldızlara bakarak uyumalarını, çocuklara moda tabiri ile “özgür ruh” olmayı, kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmelerini (ya da zorunda bırakmalarını diyelim) bir miktar gıpta ile hafızama kaydettim. Sevgileri onları bir yere kadar taşısa da, sorumsuzluk, bencillik, vurdumduymazlık bir yerde aileyi dağıttı. Ama en ufakları hariç hayat mücadelesinden galip çıkan çocuklar da yaratabildiler. Galiba onlardan özendiğim şeyleri alıp, kızdığım ve üzüldüğüm taraflarından da uzak durmak lazım. Tavsiye ederim, okuyun. Aile ve çocuk konusunda dayatmaların havada uçuştuğu günümüzde iyi gelecek, umuyorum.

Okuduğum Kitaplar , , , ,

Fenerbahçe’de Neyi Merak Ediyorum?

Pazartesi, 09 Mar 2009

chelsea_erol_benSıkı bir Fenerli olarak son 2 maçta Sivas’ı, yani lig liderini darmadağın edişimiz hoşuma gitti tabii ki. Arkasından seyrettiğim Kayseri maçında da gördüğüm kadarı ile takım yeni bir ritim oturttu. Daha tempolu, daha savaşkan, daha yardımlaşmalı, ama en önemlisi kazanmak için oynuyorlar. Bunun ardında bir çok neden arayabiliriz tabii ki. Türkiye’de ki yaygın odak alanı takım tertibi ve dizilişi biliyorsunuz. Alex’i forvet arkasına kaydırmak, Semih’i forvete koymak, Emre’yi göbekte oynatmak gibi hamleler bence de takıma ciddi katkı sağladı, sağlıyor. Sonra belli ki kondisyonerlerimizde iyi iş yapıyor. Takım kolay yorulmuyor ve tempoyu düşürmüyor. Başkanın meşhur takımla konuşmaları ya da uyarılarına da atıftfa bulunanlar eminim vardır.

Bence bütün bunların rolü olmakla beraber, değişen bunlarla sınırlı değil. Takımın havası, ruhu, birbirine inancı değişmiş. Oyuncuların gol sonrası sevinçlerinden, gerginliğe varan hırslarından, hatta zaman zaman -Alex dahil-kendilerini kaybetmelerinden belli ki, takım yeniden “kaybetmeyi reddetmeyi” öğrenmiş. Peki böyle düşünüyorsan neyi merak ediyorsun diyeceksiniz. Merak ettiğim şu. Bunu kim yaptı, bu liderliği kim gösterdi? Benim de içinde bulunduğum iş alemine dönük tüm akademik çalışmalar gösteriyor ki, insanlar birincil olarak liderleri için çalışıyor, başarı için onları en çok doğru ve güçlü liderlik motive ediyor. Bunun için de çalışanlar (takım) ve lider arasında güçlü bir duygusal bağ kurulması, kurulabilmesi hayati önem taşıyor. Benim Fenerbahce ile ilgili gözlemim takım ile lider -yani Aragones- arasında bu bağın tam olarak kurulamadığı yönündeydi. Acaba bir şekilde Aragones -belki liderlik tarzını da uyarlıyarak- bu bağı kurmayı mı becerdi, yoksa futbolculardan biri bu işi üzerine alıp, bu liderliği ortaya koydu ve takımın ruhunu, DNA’sını mı değiştirdi? İşte bunu merak ediyorum…

Liderlik Üzerine Denemeler , , , , ,