arşiv

0, 2010 için arşiv

Güzel şirket; HP

Salı, 19 Oca 2010

Blog olayına girip de 12 yılımı geçirdiğim şirketime değinmeden olmaz. HP’den önceki 3 şirkette ortalama 2 yıl kaldığımı düşünürsek, on iki yıl bayağı bir zaman. Ne tuttu beni HP’de bunca yıl? Aslında heyecanı genellikle yeni adımlarda, yenilikte arayan bir adam olarak bu soru kafamın gerisinde hep sabit bir yer işgal etti, ediyor. Tanıyanlar ve şu andaki görevimi bilenler eminim ki basamakları çıkıp, genel müdür olmuşsun, işlerin rast, şansın yaver gitmiş, tabii ki kalacaksın, ne yapacaktın yani diyecektir. Mesele o kadar basit değil arkadaşlar. Bu on iki yıllık yolculuğun her aşaması hep yukarı doğru seyretmedi, arada ciddi inişli, çıkışlı, hatta sarsıntılı fasılalar da oldu. Buna rağmen trenden inmememin başka nedenleri olmalı, değil mi?

Bu soruya ilk yanıtım DNA. Şirket kültürü de diyebiliriz tabii ki… O iki genç adam bir şekilde ruhlarını, karakterlerini yansıtmışlar şirkete ve 1939′dan, 70′lere kadar da bilfiil aşağı katmanlara nüfuz etmesini sağlamışlar. Ve şirkete yansıttıkları bu ruh iyi bir ruh. İnsana gerçekten saygı duyan, insanın biricik katkısını şirketin odağına koyan bu iki adam, şirket kültürünün çekirdeğini de bu anlayışla oluşturmuşlar. Bu anlayış açık iletişimi, açık ofisi, açık kapı politikasını yani işin kısacası açıklığı çekirdeğin etrafındaki ilk halka yapmış. Enerjinin ve fikirlerin serbestçe dolaştığı bir şirketde ne olur, yaratıcılık ve girişimcilik ateşlenir tabii ki. İkinci halka da yaratıcılığı ve girişimciliği teşvik eden bir otonomi, risk alma kültürü olarak şekillenmiş. İlk günlerden itibaren adlarını verdikleri şirket ve ürünleri çocukları gibi sahiplenen Bill ve Dave bunu müşterileri için yaptıklarını, müşteri olmazsa tüm çabanın anlamsızlaşacağını hiç unutmamışlar. Dolayısı ile üçüncü halka hiç vazgeçmedikleri ve asla taviz vermedikleri müşteri velinimetimizdir ilkesi olmuş. İşte bunların karışımı ve sonradan bu çekirdeğe eklenenlerle oluşan şirket kültürü beni ve benim gibi bir çok HP’liyi içeride tutan ana nedendir diyebiliriz.

Peki ikinci neden ne? O da şirketin büyüklüğü ve yapısı gereği değişkenliğe verdiği izin, sağladığı olanaklar diyebiliriz. On ikinci yılımda genel müdürlüğün altıncı işim olduğunu, araya bir Dubai macerası sıkıştırdığımı düşünürsek, şirket sıkılmama pek mahal bırakmadı ki… Dönüp bakıyorum da finansman hizmeti de sattım, kişisel teknoloji de pazarladım, kanal organizasyonu da yönettim, kurumsal ürün ve hizmetler işine de bulaştım. Bireysel müşteri ile de, KOBİ’lerle de, Türkiye’nin en büyük kurumları ile de çalıştım. Bu rotasyon ve değişkenlik de öğrenme eğrimi hep diri, canlı tuttu. Ve nihai olarak öğrenmeye devam edersen sıkılmıyorsun.

Elbette ki her şeyin, her sürecin, her ilişkinin bir yaşam eğrisi var. Benim de HP kariyerim bir gün yerini yeni maceralara bırakacak . Ama o günden sonra bile iki güzel adamın yarattığı bu güzel şirkete saygı duymaya devam edeceğim…

İş-Güç , , ,

Yine, Yeni, Yeniden

Pazar, 10 Oca 2010

Aile BahcedeBlog işi kanıma 2006 gibi Türkiye’de girmişti ama bir türlü başlayamadım. 2007′deki Dubai transferi ve yarattığı heyecan ve deneyim fırtınası esin perimi nihayet tetikledi ve dökülmeye başladık. Bu tutkulu başlangıç, Arap yarımadasının harala, gürelesine yenik düştü ve ilk arayı verdik. Türkiye’ye dönmek yazmaya yeniden başlamak için iyi bir vesile olmuştu. Ama Türkiye’miz her açıdan yorucu bir ülke, gündemi yeter, adamı harap eder. Dolayısı ile yazılara ikinci bir ara vermiş olduk. Tabii bir yandan ülke ve Istanbul koşturmacası, bir yandan çok yoğun bir iş, bir yandan iki tatlı cadı barındıran bir aile derken arada tost olunca kişisel blog’da bu durumdan nasibini aldı.

Şimdi kolları tekrar sıvıyoruz. Çünkü hayatıma yeni bir pencere açmaya ihtiyacım var. Yazmak ve paylaşmak da bu pencereyi açıyor, en azından aralıyor. Amatör oyunculuk ve kısa filme yakın zamanda ciddi zaman ayırmak hayal gibi gözüküyor, o zaman kalemimizle, yazdıklarımızla besleneceğiz. Çekirgenin üçüncü sıçrayışı uzun soluklu olsun, yeniden başlıyoruz.

Ben sadece ben , ,