AKLIMDAN GEÇENLER

Blog sayfama hoş geldiniz...

Arafta. Zihnen ve kalben. İş ve hayat, sorumluluk ve tutku, rol ve oyuncu arasında. Aile. 2 tatlı cadı. Biri kara böcek, biri pamuk hanım. Bir de büyük versiyonları var. Koşturmaca ve yoğun tempo. Vakit buldukça bu blogda soluklanmayı planlıyorum. Artık nasıl bulacaksak o vakti...

25 Mart 2012 Pazar

Çocuklar ve ÇalışanlarYorum Yok


Bugüne kadar en etkilendiğim yöneticilik eğitimini 1998-99 yıllarında Atina’da aldım. Eğitimin adı “Koçluk ve Liderlik Yetenekleri”, eğitmenin adı da Chris Atkins’di. Benim de içinde bulunduğum küresel şirkette bireysel çalışandan, yöneticiliğe ilk adım attığım zamanlardı ve bir çok hata yapıyordum. Kendine güvenen ve yükselen her genç çalışan gibi harika bir yönetici olacağıma inanıyor ama niyetle, yapılanlar arasındaki bağı tam kuramıyor, çalışanlara liderliğimi kabul ettirmekte zorlanıyordum. Verilen eğitim hakikaten imdadıma yetişti. Şimdi geriye bakınca bana doğru zamanda atılmış bir can simidi olduğunu görebiliyorum.

Chris Atkins eğitimin bir çok aşamasında o zaman bekar ve çoluk, çocuk kavramına aşina olmayan beni şaşırtan bir şey yaptı ve yönetici-çalışan ilişkisi ile, anne/baba-çocuk ilişkisi arasında paralellikler kurdu. Çalışanlar da aynı çocuklar gibi ilgi istiyordu. Yeni ve farklı bir şey yaptıklarında fark etmenizi bekliyorlardı. Onlarla bir aradayken, yaptığınız diğer şeyleri bırakıp, dikkatinizi onlara vermenizi, gözlerine bakmanızı ve samimi, sahici bir ilgiyle iletişim kurmanızı çok önemsiyorlardı. Nasıl ki çocuklar söylenene değil, yapılana bakarlar, çalışanlar da öyle davranıyorlardı. Her gün “Dişini fırçala!” lafını duyan çocuklar, anne, babanın elinde diş fırçası görmeden nasıl ikna olmuyorsa, çalışanlar da yöneticilerin rol modelliği yapmadığı hiç bir davranış biçimini benimsemiyorlardı. Örneğin “Bizim için Müşteri her şeyden önce gelir” diyen bir yönetici, müşteri telefonlarına çıkmıyorsa, çalışanlar da duyduklarına göre değil, gördüklerine göre davranıyorlardı. Aynı çocukların ebeveynlerini gözledikleri gibi, çalışanlar da siz hiç fark etmeseniz de her an sizi gözlüyorlar, dikkat edecekleri değerleri, ortaya koyacakları davranış biçimlerini sizden almaya çalışıyorlardı. Kısaca ebeveynlik nasıl zor, sürekli ve iç disiplini gerektiren bir sorumluluksa, yöneticilik de öyleydi.

Yöneticiliği daha çok güç ile ilişkilendiren bir genç çalışan olarak bayağı şaşırmış, düşünce biçimimi değiştiren bir darbe almıştım. Mesele yukarıdan bir şeyler dayatmaktan ve kabul ettirmekten çok, aşağıdan bir heyecan ve enerji yaratıp, kişilerin gönüllü kabullerini kazanmaktı. Organizasyonda bu şekilde elde edilmeyen herhangi bir kazanım, kısa vadeli olmaya ve bir süre sonra ters bir akıntıya dönmeye mahkumdu. İletişim ve samimi, sahici bir merak, teşvik ve doğru şekilde ödüllendirme iyi bir ekip yaratabilmek için elzemdi.

Eğitime gitmeden önce çalışanlarımla yapılan anketlere bir kere daha baktım ve başka bir gözle analiz ettim. Dönünce tüm iç disiplinimi kullanarak, davranışlarımı değşitirmek için ciddi gayret sarf ettim. Aradan bir süre geçtikten sonra yapılan anketler olumlu gelişmeyi gösteriyordu. O zaman tamam artık oldu demek zor galiba demiştim, bugün baktığımda yöneticilik de, anne, babalık gibi sürekli öğrenme ve yüksek iç disiplinle gelişmedir ve gelişme, öğrenme hiç bitmeyecek diyorum…

Etiketler: , , , , , ,
30 Ocak 2012 Pazartesi

Baba OlmakYorum Yok

Zeyno & YasoBaba olmak güzel. Kız babası olmak -ne yapalım tarafsız olamıyorum- ayrı güzel. Ama aynı zamanda zor zanaat da. Her gün eve girdiğinde seni takip eden 2 çift göz. Hem de hiç bakmazmış gibi görünürken. Bir defa kadınlar söz konusu, dikkatli olacaksın, kıskançlığa mahal vermeyeceksin. Bugün önce Yasemin’e sarılıyorsan, yarın önce Zeynep’e sarılacaksın. Şimdi Zeynep’in ödevine yardım ediyorsan, biraz sonra Yasemin ile yapboz yapacaksın. Biri kucağında ise diğerinin elini tutacaksın. Ben kadınların öfkesinden korkarım.

Sonra bir de kadın ruhundan anlama hikayesi var. Zeynep duygularını içine atan, kolay ifade edemeyen, güçlü bir karakter. Onu açmaya, konuşturmaya, duygularını paylaşmaya çalışacaksın. Yoksa volkanda tehlikeli şekilde lav birikebiliyor. Yasemin’de ise tam tersi, susturmaya çalışacaksın. Yoksa dilbazlığı ile seni avucuna alıp, onun duygularını kendi duyguların zannetmene yol açabilir. Zeynep zor ağlıyor, ağladığı zaman dikkate alacaksın. Yasemin hafiften sulugöz, her ağlamasında, ıslak gözlerini süzüşünde yıkılmayacaksın.

Çocukların ritimleri de farklı, farkında olacaksın.  Zeynep 5 ila 7 kuvvetinde esiyor, sık odak değiştiriyor ve babası ile karate yapmayı seviyor. Onu bilinen kız çocuğu oyunları ile mutlu etmeye çalışmayacaksın. Yasemin ise daha yavaş, ama daha odaklı bir ritim de esiyor, onun tertibini, düzenini bozmayacaksın.  Biri biraz erkek fatma, biri tam bir dişi, anlayacak ve duruma uyacaksın. Aslında biraz kedi gibiler, onlar istediğinde ilgi, alaka gösterecek, onlar istemediğinde ortadan yok olacaksın.

Bütün bu cek ve cak’ları ne kadar aklımda tutsam da, her zaman uygulamakta başarılı olamıyorum tabii. Üstüne üstlük bir de Alev var, hiç ama hiç aklından çıkarmayacaksın…

Etiketler: , , , ,
12 Nisan 2009 Pazar

Kızlar4 Yorum Var

Zeyno & YasoZeyno kara saçlı, hakikaten kömür karası, buğday tenli. Gözler egzotik, kuzguni siyah. Hafif çekik, bakışlar anlamlı, çoğu zaman muzip. Dudağının kıyısından hafif hafif, şakacı şakacı gülümseyen tiplerden. Yaso bir Pamuk Hanım. Ten Osmanlı beyazı, saçlar kumral, gözler koyu zeytin yeşili. Yaso doludizgin, hiç saklamaksızın gülenlerden, güleçgillerden. Gülünce -şarkının söylediği gibi- gözlerinin içi gülüyor.

Zeyno tam bir fırtına. Dur, durak yok. Minimumda orta şiddette esiyor. Henüz 4 yaşında olmasına rağmen hem bilgiç, hem de ukala. Yasemin -ileride bizi yanıltırsa bilemem- şimdilik tatlı bir meltem olarak esiyor. Azıcık ilgi onu mutlu ediyor, yukarida anlattığım geniş gülümseme hemen yüzüne yayılıveriyor. Tek dişi çıkmış tatlı canavar, o sevimli dişini hemen sergileyiveriyor.

In the swivel chair

Zeynep’in anaokuluna gidişi hala bir mesele. İki sabahta bir küçükhanımı tekrar ikna etmek gerekiyor. Arabaya binene kadar 2 dakika daha, 3 dakika daha çizgi film seyredeyim pazarlıkları bitmiyor. Bu arada olan o dönemde evde çalışan yardımcı kadına oluyor ve onun tatlı cadı tarafından canına okunuyor. Yasemin Hanım ise gece sürprizlerini seviyor. Bazı geceler anne veya babayı, bazı zamanlar ise ikisini birden değişen zaman aralıklarında asker ediyor. Bir sabır testinden geçiriyor. Gündüz meleği, gece cadısına dönüşüveriyor.

Zeyno fiziksel olarak anne ve babaannenin bir karışımı. Karakteri korkarım ki çokca babaya benziyor. Ben büyürken etrafımda olanların rövanşı almaları da diyebiliriz belki… Yasemin fiziksel olarak -görenlerin yalancısıyım- bazı detaylar dışında, daha çok baba gibi. Karakter olarak henüz karar vermek zor ama sanki annesi gibi. Moda tabiri ile “sakin güç” olabilir. Tabii paketin içinden ne çıkacağını hala tam olarak bilemiyoruz.

Kızlar öncesi ve sonrası hayatımız gece ve gündüz. Ne bir taraf tam gündüz, ne de öbür taraf tam gece. Tüm mutluluğun, keyfin, heyecanlı değişimin yanısıra zorluklar, sorumluluklar ve yorgunluklar da var tabii. Bir yakınımızın söylediği gibi çocuk sahibi olmak bir avuç çakıl taşı yutmak gibi. Midende hep bir ağırlık oluyor ve -Allah sağlık versin- değişen formlarda hep olacak. Kızlarımız iki farklı, iki inanılmaz yoğunlukta ve güzellikte renk bizim için. Zeyno ve Yaso…

Etiketler: , ,