AKLIMDAN GEÇENLER

Blog sayfama hoş geldiniz...

Arafta. Zihnen ve kalben. İş ve hayat, sorumluluk ve tutku, rol ve oyuncu arasında. Aile. 2 tatlı cadı. Biri kara böcek, biri pamuk hanım. Bir de büyük versiyonları var. Koşturmaca ve yoğun tempo. Vakit buldukça bu blogda soluklanmayı planlıyorum. Artık nasıl bulacaksak o vakti...

26 Temmuz 2009 Pazar

Strabon’un Dadya’sıYorum Yok

Alev'le ben güneşi batırma terasındayız. Arkamızda Gökova...

Alev'le ben güneşi batırma terasındayız. Arkamızda Gökova...

“When God wishes one of his good men a long life, he leaves him in Dadya”. Datça’da ki bir takım tişörtler geçmiş çağların meşhur coğrafyacısının böyle dediğini iddia ediyor. Valla ben tişörtlere katılıyorum. Hani moda tabiri ile yok böyle bir karma, böyle bir enerji. Ben kendimi garip bir şekilde tamam, mutlu hissediyorum resmi adı ile Reşadiye yarımadasında. Kadife deniz, süregelen ve insanı ilmik, ilmik çözen rüzgar, Palamutbükü’nün ürperten, turkuaz suları, Knidos’a giden yoldaki güzellik, sade, basit ama sevimli köyler. Bu fasılı uzattıkça uzatabilirim ama bu kadarla kalalım :)

Bu yazıyı Bördübet Golden Key tesisinden yazıyorum. Burası da ayrı bir alem. Senelerdir listemizdeydi, bu seneye kısmetmiş. Denizle birleşen bir dere, derede balıklar, kaplumbağalar, ördekler, beyaz ve sıkı durun siyah kuğular. Dere kenarına kurulmuş tesis. Yürüyerek, bisikletle ya da muhtelif deniz araçları ile gidilen, “Ada” denilen plaj. Ferahlatıcı bir saklı bahçe. Palamutbükü’nden sonra, Bördübet tarafıda benim için Datça’nın olmazsa, olmazları arasına girdi galiba.

Yurdumuz cennet klişesine girmek istemiyorum ama güneybatı ege ve Yunan adalarından daha güzel bir deniz, güneş mekanı yok bence. Bu mekanın utangaç Kraliçesi de Datça ve etrafındaki

 tüm güzellikler…