AKLIMDAN GEÇENLER

Blog sayfama hoş geldiniz...

Arafta. Zihnen ve kalben. İş ve hayat, sorumluluk ve tutku, rol ve oyuncu arasında. Aile. 2 tatlı cadı. Biri kara böcek, biri pamuk hanım. Bir de büyük versiyonları var. Koşturmaca ve yoğun tempo. Vakit buldukça bu blogda soluklanmayı planlıyorum. Artık nasıl bulacaksak o vakti...

30 Ocak 2012 Pazartesi

Baba OlmakYorum Yok

Zeyno & YasoBaba olmak güzel. Kız babası olmak -ne yapalım tarafsız olamıyorum- ayrı güzel. Ama aynı zamanda zor zanaat da. Her gün eve girdiğinde seni takip eden 2 çift göz. Hem de hiç bakmazmış gibi görünürken. Bir defa kadınlar söz konusu, dikkatli olacaksın, kıskançlığa mahal vermeyeceksin. Bugün önce Yasemin’e sarılıyorsan, yarın önce Zeynep’e sarılacaksın. Şimdi Zeynep’in ödevine yardım ediyorsan, biraz sonra Yasemin ile yapboz yapacaksın. Biri kucağında ise diğerinin elini tutacaksın. Ben kadınların öfkesinden korkarım.

Sonra bir de kadın ruhundan anlama hikayesi var. Zeynep duygularını içine atan, kolay ifade edemeyen, güçlü bir karakter. Onu açmaya, konuşturmaya, duygularını paylaşmaya çalışacaksın. Yoksa volkanda tehlikeli şekilde lav birikebiliyor. Yasemin’de ise tam tersi, susturmaya çalışacaksın. Yoksa dilbazlığı ile seni avucuna alıp, onun duygularını kendi duyguların zannetmene yol açabilir. Zeynep zor ağlıyor, ağladığı zaman dikkate alacaksın. Yasemin hafiften sulugöz, her ağlamasında, ıslak gözlerini süzüşünde yıkılmayacaksın.

Çocukların ritimleri de farklı, farkında olacaksın.  Zeynep 5 ila 7 kuvvetinde esiyor, sık odak değiştiriyor ve babası ile karate yapmayı seviyor. Onu bilinen kız çocuğu oyunları ile mutlu etmeye çalışmayacaksın. Yasemin ise daha yavaş, ama daha odaklı bir ritim de esiyor, onun tertibini, düzenini bozmayacaksın.  Biri biraz erkek fatma, biri tam bir dişi, anlayacak ve duruma uyacaksın. Aslında biraz kedi gibiler, onlar istediğinde ilgi, alaka gösterecek, onlar istemediğinde ortadan yok olacaksın.

Bütün bu cek ve cak’ları ne kadar aklımda tutsam da, her zaman uygulamakta başarılı olamıyorum tabii. Üstüne üstlük bir de Alev var, hiç ama hiç aklından çıkarmayacaksın…

Etiketler: , , , ,
10 Mart 2011 Perşembe

Rahim (Womb)Yorum Yok

womb1 Bir kuzey ülkesi. Uzun ve geniş kumsallar. Kurşuni gri ve bulutlu gözyüzü. Afacan bir çocuk. Dedesini ziyarete gelmiş tatlı bir kız çocuğu. Önce dostluk, beraber yaramazlık ve arkasından ilk ve masum aşk. Aslında ilk aşk bile değil, aşk provası. O kadar küçükler ki. Derken kız Japonya’da iş bulan annesi ile beraber uzak doğuya gider, oğlan büyür. Kızımız bir genç kadın olarak yıllar önce kendisini uzak diyarlara götüren feribotla hem kasvetli, hem de sevimli deniz kıyısına geri döner. İlk iş son gün onu geçirmeye söz verdiği halde gelmemiş afacanı arar. Kız arkadaşının koynunda bulur. Kız arkadaş o an itibari ile aradan çekilmesi gerektiğini anlar. Olanaksızdır bu iki insanın arasında durmak. Tam aşk tekrar alevlenir, büyürken, çocuğun katılacağı bir aktivist etkinliği için yola düşerler. Kızın tuvalete gitmesi gerekir. Yolda dururlar. Çocuk kızın arkasından arabadan inerken korkunç bir gürültü ve aşk hikayesi başlamadan küllenir.

Ama kız pes etmez. Araştırır. Ve bedenden doku örneği ile klonlamanın bir yolunu bulur. Annesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen, ne yapar eder, çocuğun babasını ikna eder. Ve sevgilisinin klonuna hamile kalır. Tommy’yi içinde büyütürken, bir yandan da ölümüne ağlamaktadır. Çocuk doğar. Yıllar önceki afacanın tam bir kopyasıdır. Zorluklar ve mahalle baskısı ile büyüterek, gençlik aşkının delikanlı halini, oğlu olarak karşısında bulur. Tabii gençlik, Tommy bir kız arkadaş bulur ve annesi ile yaşadığı eve taşınmasını ister. Ve…

Kendimi kaptırdım ama gerisini anlatmayayım, bulup seyredin. ! Bağımsız Film Festivali kapsamında geçenlerde seyrettik. İrkildim, düşündüm, filmden kareler hala aklımda. Hem müthiş bir aşk hikayesi, hem de bilimsel ilerlemenin bir sorgulaması. En azından bana göre. Bu arada festivalin bir güzelliği olarak, yönetmenle soru yanıt kısmına kaldık. Sonra da yüzyüze sohbet ettik. Genç ve son derece alçakgönüllü bir Macar. Onun da kesin hükümleri yok ama soruları var. Ortaya çok güzel, çok irkiltici, çok düşündürücü bir şey çıkarmış. Hararetle tavsiye ederim…

Etiketler: , , , , , ,
7 Eylül 2010 Salı

Sevgili Şehir LondraYorum Yok

london01Londra. New York’la beraber her an gidebileceğim iki şehirden biri. Birisi toparlan desin yeter. HP bölgesel toplantı için Londra’yı seçince, Alev’le bana da bir kaç günlük kaçamak olanağı doğdu, biz de kaçırmadık tabii. Bavullar yapıldı ve ver elini Heathrow. İlk sürpriz havaalanındaki  Arap asıllı -ama hiç göstermeyen- kontrol memurunun Erdoğan hayranlığı oldu. Beni sorularıyla -ama klasik kontrol değil, Erdoğan ile ilgili sorular- bunalttıktan sonra, kendisine selam söyleyip, İngiltere’ye buyur etti. Arap dünyasında yıldımızın yükselişine bizatihi tanıklık işte buna denir.

Hani gerçek dostlarla ne kadar sonra görüşürsen görüş kaldığın yerden devam edersin ya, Londra için de durum aynı. Yıllar geçmiş olmasına rağmen sanki dün ayrılmış gibiydik. Sloane Square’de ki otelimize yerleşip,ertesi sabah kendimizi dışarı attık. İlk durak Saatchi Galeri . Galeri 13′de ki inanılmaz işi herkese tavsiye ederim. Mühendislik, illüzyon ve sanatın inanılmaz bir bileşimi. Öğleden sonraki mekanımız ise Victoria & Albert müzesi oldu. “Bir stil ikonu olarak Grace Kelly” sergisi zerafet ile asaletin nasıl birleşebileceğini tam anlamı ile gösteriyordu .

Aksam yemegimizi organizatorumuz Alev Hanim’in secimi ile Nobu Londra’da yedik. Tek Michelin yildizini hakediyormuydu, lezzet olarak evet, atmosfer olarak hayir. Ozel bir yemek olarak Rock Shrimp Tempura’yi tavsiye ederim. Londra yazılara sığmıyor, devamı sonraya…