AKLIMDAN GEÇENLER

Blog sayfama hoş geldiniz...

Arafta. Zihnen ve kalben. İş ve hayat, sorumluluk ve tutku, rol ve oyuncu arasında. Aile. 2 tatlı cadı. Biri kara böcek, biri pamuk hanım. Bir de büyük versiyonları var. Koşturmaca ve yoğun tempo. Vakit buldukça bu blogda soluklanmayı planlıyorum. Artık nasıl bulacaksak o vakti...

10 Mart 2011 Perşembe

Rahim (Womb)Yorum Yok

womb1 Bir kuzey ülkesi. Uzun ve geniş kumsallar. Kurşuni gri ve bulutlu gözyüzü. Afacan bir çocuk. Dedesini ziyarete gelmiş tatlı bir kız çocuğu. Önce dostluk, beraber yaramazlık ve arkasından ilk ve masum aşk. Aslında ilk aşk bile değil, aşk provası. O kadar küçükler ki. Derken kız Japonya’da iş bulan annesi ile beraber uzak doğuya gider, oğlan büyür. Kızımız bir genç kadın olarak yıllar önce kendisini uzak diyarlara götüren feribotla hem kasvetli, hem de sevimli deniz kıyısına geri döner. İlk iş son gün onu geçirmeye söz verdiği halde gelmemiş afacanı arar. Kız arkadaşının koynunda bulur. Kız arkadaş o an itibari ile aradan çekilmesi gerektiğini anlar. Olanaksızdır bu iki insanın arasında durmak. Tam aşk tekrar alevlenir, büyürken, çocuğun katılacağı bir aktivist etkinliği için yola düşerler. Kızın tuvalete gitmesi gerekir. Yolda dururlar. Çocuk kızın arkasından arabadan inerken korkunç bir gürültü ve aşk hikayesi başlamadan küllenir.

Ama kız pes etmez. Araştırır. Ve bedenden doku örneği ile klonlamanın bir yolunu bulur. Annesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen, ne yapar eder, çocuğun babasını ikna eder. Ve sevgilisinin klonuna hamile kalır. Tommy’yi içinde büyütürken, bir yandan da ölümüne ağlamaktadır. Çocuk doğar. Yıllar önceki afacanın tam bir kopyasıdır. Zorluklar ve mahalle baskısı ile büyüterek, gençlik aşkının delikanlı halini, oğlu olarak karşısında bulur. Tabii gençlik, Tommy bir kız arkadaş bulur ve annesi ile yaşadığı eve taşınmasını ister. Ve…

Kendimi kaptırdım ama gerisini anlatmayayım, bulup seyredin. ! Bağımsız Film Festivali kapsamında geçenlerde seyrettik. İrkildim, düşündüm, filmden kareler hala aklımda. Hem müthiş bir aşk hikayesi, hem de bilimsel ilerlemenin bir sorgulaması. En azından bana göre. Bu arada festivalin bir güzelliği olarak, yönetmenle soru yanıt kısmına kaldık. Sonra da yüzyüze sohbet ettik. Genç ve son derece alçakgönüllü bir Macar. Onun da kesin hükümleri yok ama soruları var. Ortaya çok güzel, çok irkiltici, çok düşündürücü bir şey çıkarmış. Hararetle tavsiye ederim…

Etiketler: , , , , , ,
27 Şubat 2011 Pazar

Yarın Çok Geç Olacak3 Yorum Var

262_cropped1İçimi kemiren duygu bu aralar çok sık karşıma çıkıyor. Kızlar büyüyor ve ben gerçekten onlarla bu süreci paylaşıyor, yaşıyor muyum? Yoksa zaman hızla ellerimin arasından kayıyor ve ben de bir daha asla geri gelmeyecek anları ıskalıyor muyum?

Sadece fiziksel olarak orda olmaktan bahsetmiyorum, elimden geldiğince evde olduğum zamanı maksimize etmeye çalışıyorum. Ama zihnen ve ruhen orda olma konusunda kendimden hiç emin değilim. Bir çok kereler kendisi evde, zihni ve ruhu başka bir gezegendeki birisi halinde yakalıyorum kendimi ve bundan hiç de hoşnut olmuyorum. Bu alemin içindeki işadamları, profesyonel yöneticiler olarak hepimiz şunu biliyoruz. Herşeyin muhakkak bir bedeli var, her seçim bir anlamda bir vazgeçiş manasına gelir. Ama daha iyi bir denge sağlamak mümkün olabilir, aslında içten içe bunu da biliyor, yapmak istiyoruz. Hem başarıyı devam ettirmek, hem kariyer gelişimine devam etmek, hem de aileye ve kendine ayırdığın zamanı biraz daha arttırmak, biraz daha iyi organize olmak aslında olanaksız değil.

Çorlu’da HP üretecek Foxconn fabrikasının açılışı için geçen hafta benim de çok başarılı bulup, beğendiğim bir Kıdemli Başkan Yardımcımız Türkiye’deydi. Yediğimiz akşam yemeğinde konu döndü, dolaştı çocuklarına geldi. Her hali ile çocuklarının dönüştüğü kişilerden memnun olduğu, onlarla gurur duyduğu belliydi. Ama gayet başarılı bir kariyer sonucunda, oldukça iyi bir mali duruma erişmiş olmasına rağmen, içi çocuklarına gerçekten ayırdığı zaman konusunda rahat değildi. Bana kızını bir kere bile okuldan alamadığını, oğlunun hemen hemen tüm doğum günlerinde seyahatte olduğundan yakındı. Anladığım kadarı ile büyümüş ve babalarının onlara verdiği özgürlükten ve sevgiden memnun olan çocukları, iş böyle anlardaki hatıralarına geldiğinde, babalarına geçmişi anımsatmaktan hiç geri kalmıyorlar, orda olmadığı ona hatırlatıyorlardı. Bana tam olarak şunu söyledi ” Eğer her ay bir, iki kere kızımı okuldan alsaydım, bazı seyahatlere bir gün geç çıkıp, ya da bir gün erken gelip, oğlumun doğum gününde olsaydım ne kariyerim, ne de HP’ye katkım daha kötü olurdu”.

Ne gerçekten başarı için gerekli, neyi aslında kendimiz yapıyoruz, zamanımızı ve önceliklerimizi nasıl organize ediyoruz, tekrar tekrar bakmamız, sürüklenmemiz gerek. Söylemesi kolay, yapması zor. Ama yarın hakikaten de çok geç olabilir.

Etiketler: , , , , ,
10 Şubat 2011 Perşembe

Yönetici olunca ne yapacaksın?1 Yorum Var

yeni-yonetici1Önce ilk şoku atlatacaksın. Daha düne kadar burun kıvırdıklarından biri şimdi sen oldun. Alışacaksın. Eleştirmenin tatlı ağırlığı artık başkalarına ait, sen sorumluluk taşıyacak, çözüm bulan olacaksın. Liderliğini kabul ettireceksin. Dayatma ile olmaz, insanları kazanmanın yolunu bulacaksın. Eğer çocukların varsa, ebeveynlik ile yöneticilik arasındaki ortak noktaları hızlıca fark edeceksin. Edersen işin kolaylaşır. Bir defa devamli izlendiğini bileceksin. İnsanlar söylediklerine değil, yaptıklarına bakacaklar. Sonra da senin yaptıklarını yapacaklar. Dikkatli olacaksın, boş bulunmayı unutacaksın. Rol modelin sadece son moda ve teorik bir ifade olmadığını yaşayarak öğreneceksin. Sinirlenecek, dişlerini sıkacak, öfkeni kontrol edip, gülümseyeceksin.

Arada kalacaksın. Patronla, çalışanlar arasında. İş ortakları ile kendi satış organizasyonun arasında. Tedarikçiler ile satın alma organizasyonu arasında. Yöneticin ile sana direkt bağlı kişiler arasında. Tost olmaya alışacaksın. Hani o sık kullanılan laftaki gibi zevk almaya çalışacaksın. Şirketin bakış açısı diye bir şey olduğunun farkına varacak, iyi anlamaya ve anlatmaya çalışacaksın. İnsanlarla uğraşmanın hem dünyanın en keyifli, öğretici, geliştirici şeyi olduğunu görecek, hem de dünyanın en zor işinin dayanılmaz ağırlığını omuzlarında hissedeceksin. İletişim kanallarını hep açık tutacak, ulaşılır olacaksın. Her problemi çözmeye, her sorunu ortadan kaldırmaya, her değişikliği hayata geçirmeye gücünün yetmeyeceğini gördüğün zaman demoralize olmayacaksın, yapabileceklerine odaklanacaksın.

Sahi hala Yönetici olmak istiyor musun?